Ana Sayfa Önsöz  Giriş Safsata ve Türleri Safsata Türleri ve Güncel Örnekler-2

Safsata Türleri ve Güncel Örnekler-3

Alternatif Önsöz Hazırlık Yazışmaları

Cinaslı Safsata

 (Fallacy of Equivocation)

Bir cümlede kelimelerin veya ifadelerin açık olarak kullanılmamasından doğan hatalara belirsizlik safsataları adı verilir. Türkçe’yi  iyi kullanamamaktan kaynaklanan safsatalar grubudur. İki türlü ortaya çıkar:  (1)  Kelime veya ifade çok anlamlı olabilir. Bu durumda birden çok anlam ortaya çıkar.  (2)  Kelime veya ifadede belirsizlik vardır. Bu durumda kesin bir anlam ortaya çıkmaz.  Cinaslı Safsata  Ayrıca Vurgulama Safsatası ve Çok anlamlılık Safsatası bu gruba girer.

 

Tanım:  Aynı kelimenin, ifadenin iki farklı kısmında, iki farklı anlamda kullanılmasından doğan hatalı çıkarım.

Örnek: Kanuna karşı gelenler hapse atılır. Sen yerçekimi kanununa karşı geldin. O halde hapse atılman lazım!

             Yarime bir gül dedim, bir gül verdi bana.

             Çocuğa bu masalı okuduktan sonra yat dedim o da çamura yattı.

Güncel Örnek 1:

             Yaşlanmanın nedeni vücuttaki serbest radikallermiş, İnsanoğlu ne çekiyorsa radikalden çekiyor.

              (İlker Sarıer, 10.6.2000, Sabah)

            Yazar , radikal kelimesinin birinci kullandığı anlamdan farklı bir anlamda çıkarım yapıyor.  

 

Çok Anlamlılık Safsatası

(Fallacy of Amphiboly)

Belirsizlik  Safsatası grubundandır.

Tanım:  Birden fazla yoruma müsait olan ifade veya cümleden çıkarılan yargı.

Örnek 1:     Koskoca büroda bir daktilo bile yok.

          1-(Koskoca büroda bir yazı makinesi bile yok.)

             2-(Koskoca büroda bir sekreter yok.)

 

Örnek 2:     Ali, Ayşe’yi Ahmet ile yakaladı.

           1-(Ali, Ayşe’yi Ahmet’le beraber uygunsuz bir vaziyette gördü.)

             2-(Ali, Ahmet’in yardımıyla Ayşe’yi kovalamacada yakaladı.)

              3-(Ali , Ahmet’le birlikte  Ayşe’yi düşerken yakaladı.)

Örnek 3:     Ayşe, yalnız kaldığında annesini çağırdı.

             1-(Ayşe yalnızdı, annesini çağırdı)

             2-(Annesi yalnızdı, Ayşe annesini çağırdı)

Örnek 4:     Trafik polisi bir milletvekilinin arabasını durdurur. Milletvekili hemen camı açarak “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye sorar. Polis elindeki telsizi kullanarak amirine sorar: “Amirim, bir aracı durdurdum, sürücüsü kim olduğunu bilmiyor, bana soruyor. Ne yapayım?”

 

 

Güncel Örnek 1:

             Gelin yıldızının parladığı bu anı ziyan etmeyelim ve Türkiye’nin yalnız futboluyla değil her şeyiyle övünelim.

             (Zülfü Livaneli, 19.5.2000, Sabah)

                 Yazar burada fikrini birden farklı anlamlarda anlaşılır belirsizlik içinde sunuyor.

                   1- Aslında türkiye’de hiçbir şey bahsedildiği kadar kötü değil. Futbolda olduğu gibi başka alanlarda da başarılı sonuçlar alıyoruz. Artık sadece futboldan değil, diğer başarılı olduğumuz alanlardan da bahsedelim

                   2- Şu anda türkiye futbol konusunda başarı elde etmişken  olmuşken, gelin, çalışıp didinip diğer başka alanlarda da futbolda olduğu kadar başarılı  olalım.

Güncel Örnek 2:

             Michael Jackson, aşırı derecede alkol alan biri kendisine zarar verebilir diye kaldığı otelde içki servisini yasaklattı.

             (20.5.2000, Sabah)

             Yazar burada fikrini iki anlama gelebilecek bir şekilde ifade ediyor.                         

            1- Michael Jackson birisi kendisine hakim olamayıp çok içer, çok içerse de kendi kendisine zarar verir diye içki servisini yasaklatıyor.

             2- Michael Jackson birileri çok içer de sonra bana zarar verir diye içki servisini yasaklatıyor.

Güncel Örnek 3:

             Karakol yaptıran, polis evi yaptıran, şehit polislerin ailelerine yardım eden sabıkalı kişilere, mafya babalarına “plaket”ler verildiğini gördüm. Öyle ki, bana bir “muhabbet tellalı”na plaket verme görevi de önerildi. Ben öneriyi “kaba” bir biçimde geri çevirdim:

             “Bu plaketi ancak bir sermaye verebilir! Alınmadılar bile!.. Plaketi, bir işadamı verdi!...

             (Orhan Tahsin, 5.9.2000, Ortadoğu)

             Yazar, bu cümlede sermaye kelimesini,  hem fahişe hem de sermaye sahibi insan olarak anlaşılabilir şekilde kullanıyor. 

 

Vurgulama Safsatası

(Fallacy of Accent)

Belirsizlik Safsatası grubunun üçüncü ve son üyesi.

Tanım:  Bir kelime veya ifadeye vurgu yaparak farklı bir anlam elde etme veya anlamı kaydırma hatası.

Örnek 1:     Çalış  baban gibi eşek olma.

                   1-(Çalış baban gibi, eşek olma)

                   2-( Çalış,  baban gibi eşek olma)

Örnek 2:     Bu küçük bir felaket.

                 1-(Olay küçük bir felaket)

                      2-(Bu çocuk bir felaket)

Örnek 3:     Ali, daha başka bir Kemal Sunal filmi görmek istemediğini söyledi.Bu yüzden ona başka bir Kemal Sunal filmi göstermeyeceğiz; “Zübük” filmini tekrar tekrar seyrettireceğiz.

Güncel Örnek 1:

                   Sayın Cumhurbaşkanı, laik, demokratik cumhuriyeti ve ülke bütünlüğünü koruyucu yaptırımları daha etkili kılmak amacıyla hazırlanan KHK’yı geri yollamıştır.

             ( 11.8.2000, Radikal Gazetesi)

                   Bülent Ecevit, fikrini iki farklı vurgu yapıldığında iki farklı anlaşılacak şekilde ifade etmiştir. 

             “amacıyla” kelimesine vurgu yaparsak, laik, demokratik cumhuriyeti ve ülke bütünlüğünü koruyucu yaptırımları daha etkili kılmak cumhurbaşkanının amacı, “hazırlanan” kelimesine vurgu yaparsak bu KHK’yi hazırlayanların amacı olarak anlaşılıyor.    

 

Özelleştirme Safsatası

(Fallacy Of Accident)

[A Dicto Simpliciter Ad Dictum Secundum Quid ]

Az rastlanan olaylardan genel kurallar çıkarmak kıyaslama hataları (fallacies involving statistical syllogisms) olarak adlandırılır. Özelleştirme Safsatası  ve  Genelleştirme Safsatası olmak üzere  iki  türü vardır.   

Tanım:  Genel ilke veya ifadenin istisnai durumlar için de geçerli olduğunu düşünme hatası.

Örnek 1:   Kural, “İnsanlara vurmak yanlıştır”. O halde saldırıya uğradığında karşılık vermemelisin.

Örnek 2:   Kural, “Hiç kimse yalan söylememelidir”. Bir katil, işleyeceği başka bir cinayet için bilgi almak için seni zorlasa bile.yalan söylememelisin.

Örnek 3:   Trafik kurallarına göre, şehir içinde saatte 70 km den daha hızlı gitmek yasaktır, Ağır yaralı birini hastaneye yetiştirmeye çalışsan bile.

Örnek 4:   Ödünç aldığın bir şeyi geri vermek gerekir. Bu nedenle ödünç aldığın bu otomatik tüfeği akıl hastasına geri vermelisin.

Örnek 5:   Hıristiyanlar genellikle ateistleri sevmez. Sen de Hıristiyansın, o halde ateistleri sevmezsin.

Güncel Örnek 1:

             Cumhurbaşkanının koltuğu neden öne konur? Çünkü o devleti temsil ediyor da onun için. Yani devlet her zaman öndedir. Cumhurbaşkanının koltuğu önde olursa, başka yerlerde de en küçük kademesine kadar devlet görevlerinin koltuğu önde olur. Bu ise, “Devlet her şeydir, birey ise hiçbir şey” diye düşünen, “devletlû” anlayışının bir yansımasıdır.

             (Oral Çalışlar, 21.5.2000, Cumhuriyet)

             Yazar,  cumhurbaşkanının önde oturmasının sebebi devleti temsil etmesidir dolayısıyla  devlet her zaman öndedir diyor, bu genellemenin en küçük kademeler için bile geçerli olacağı  çıkarımını yapıyor.

Güncel Örnek 3:

             Kemal Sunal'ın ölümü ihmaldenmiş.

             Sanki Türkiye'de her yıl benzer şekilde ölen binlerce Türk vatandaşının ölümü, aşırı ilgiden ve insan hayatına verilen değerdenmiş gibi.  Türk dediğin böyle ölür.

               (Fatih Altaylı, 5.7.2000,Hürriyet)

               Yazar, Türkiye’de ölenlerin büyük bir çoğunluğunun ihmal nedeniyle öldüğü genel ilkesinden çıkarak Kemal Sunal’ın da ihmalden ölmesi özel durumunun doğal olduğu çıkarımını yapıyor. 

 

Genelleştirme Safsatası

(Fallacy of Converse Accident)

[A dicto secundum quid ad dictum simpliciter]

Tanım: Özel durumlardan, özelliği olan istisnai haller için geçerli olan kurallardan genel ilkelere ve ifadelere sıçrama yanlışı.

Örnek 1:     “Meşru müdafaa için adam öldürmek yanlış değildir.” O halde “adam öldürmek yanlış değildir.”

Örnek 2:     Sırtı ağrıyan kişiler, sırt üstü yattığı zaman daha rahat uyurlar. Tüm insanlar sırt üstü yatsalardı daha rahat uyurlardı.

Örnek 3:     Narkoz amacıyla hastalara uyuşturucu  verildiğine göre bütün insanlara uyuşturucu kullanma izni verilmelidir.. 

Güncel Örnek 1:

                İmzalamazsa devlet krizi çıkar. Dünya üzerinde hiçbir başbakan, kendi devletinin başkanını böylesine tehdit etmemiştir. Siz ettiniz. Gene imzalamadı.

                   (Hıncal Uluç, 23.8.2000, Sabah)

             Yazar, kendi bilgisi dahilindeki ülkelerde hiç bir başbakanın kendi devlet başkanını böyle tehdit etmediği iddiasından   yola çıkarak  Türkiye Başbakanını eleştiriyor. Burada yazarın böyle bir genelleme yapabilmesi için bütün dünyadaki başbakanlarla cumhurbaşkanları arasındaki ilişkileri ve geçmiş ilişkileri istatistikleri  ile  biliyor olması gerekir.

Güncel Örnek 2:

               Kim ne derse desin, kaderin şakası yoktur. Çocuklukta bir kere gazeteci rolüne girdik diye, bizi oraya prangalamadı mı?

                   (Mustafa Kaplan, 24.8.2000, Akit)

                   Yazar, çocuklukta oynanan rolün büyüyünce de insanı etkileyeceğini ve bunun bütün insanlar için geçerli olduğunu söyleyerek genelleme yapıyor. Halbuki çocuklukta herhangi bir mesleğin rolünü yapan herkes büyüyünce de o meslekten olmaz. 

Güncel Örnek 3:

                   Küreselleşmenin ve Yeni Dünya Düzeninin sahibi dünyanın tek efendisi ABD insanlığın yararına tek bir projeye sahip değildir.

                   (Müjdat Öztürk, 5.9.2000, Ortadoğu)

                   Yazar, ABD’nin dünyanın yararına hiçbir proje üretmediğini söyleyerek genel bir çıkarım yapıyor.

Güncel Örnek 4:

             İşte insana verilen değer !  ABD’ de 5,5 aylık doğan bebeği yaşatmak için onlarca insan seferber oldu 300 milyar harcandı.

             (13.5.2000,Sabah)

             Yazar, ABD’ de  5.5 aylık doğan bebeği yaşatmak için harcanan çabanın bütün insanlar için de harcanacağı varsayımıyla genelleme yapıyor .

Güncel Örnek 5: 

              “Yeni dünya anlayışı, yeni değerleri yakalama çabası diplomasideki bütün bu anlamsız kuralları kaldırıp bir tarafa fırlattı. Bugün dünyanın en güçlü liderleri uluslararası bir sorunu çözmek amacıyla gerektiğinde binlerce kilometre uçuyorlar, küçücük bir ülkenin liderinin ayağına gidip dil döküyorlar...”

                   (Tufan Türenç, 14.8.2000, Hürriyet)

             Yazar, diplomasideki tüm kuralların atılmış olduğunu söylemekle genelleştirme yapıyor. Aynı şekilde dünyanın en güçlü liderlerinin küçücük ülkelerin liderlerine dil döktüklerini söylerken de öyle.

 Güncel Örnek 6:

                   Epeyi eskilerde kaldı, bir zamanlar, taksi şoförleri kamu hizmeti yapar idiler. Şoför denilen kişi kendisine her yönden inanılan ve itimat edilen kişi demek idi. Meselâ benim dedem Bursa’da 18 yıl taksi şoförlüğü yaptıktan sonra imamlığa başlamış ve İstanbul’un önce Akşemseddin ve sonra da Cerrahpaşa Camilerinde görev yaparak oradan da Allah’ın rahmetine kavuşmuştu

                   (Atilla Özdür, 31-8-200, Akit)

             Yazar,  dedesinin şoförlükten sonra imamlık yapmış olmasından,  şoförlerin   eskiden çok   itimada şayan insanlar olduğu çıkarımını yapıyor.

Güncel Örnek 7:

                   Hep büyüklükler peşinde koşan bu toplumu artık iki arada bir derede kıstıramaz, oralara hapsedemezsiniz. Bakmayın siz 68’li kıytırıklara ve eski tüfek bağırtılara. Türkiye sür’atini kazanmıştır. Dev çoktan uyanmıştır. İnanmazsanız, şu Galatasaray’ın yaptıklarına bir bakın.

                   (Gürbüz Azak, 30.8.2000, Türkiye Gazetesi)

             Yazar sadece Galatasaray’ın başarısından yola çıkarak  Türk toplumunun artık çok daha başarılı olacağını iddia ediyor. 

 

Bütünleme Safsatası

(Fallacy of Composition)

Bir bütünün, kendisini oluşturan parçaların toplamından başka bir şey olmadığını varsaymaktan oluşan hatalara “Kategori Hataları” diyoruz. Gerçekte bir bütün, kendisini oluşturan parçaların özelliğinden farklı bir özelliğe sahip olabilir.  Bu gruptaki  safsatalar,   Bütünleme ve İndirgeme Safsatalarıdır.

Tanım: Bir bütünün her parçası ya da bazı parçaları için geçerli olanın, bütünün kendisi için de zorunlu olarak geçerli olacağını varsaymaktan oluşan hata.

Örnek 1:     “Eşim çocuğumuzu bir kez olsun parka götürmez. Sakın bir Türk erkeği ile evlenme.  Türk erkekleri çocuklarıyla ilgilenmezler.’

Örnek 2:     “Televizyonda sunuculuk yapan kızlar birbirinden bakımlı. Türk kadınları kendilerine  çok  iyi bakıyor  olmalılar.”

Örnek 3:     Bizim futbol takımının çok sayıda yıldız oyuncusu var. Bu, onun çok iyi bir takım olduğunu gösterir.

Örnek 4:     ‘Eve gelen boyacı ortalığı berbat etti.  Türkiye’de  zenaatkâr kalmadı.”

Örnek 5:     Bizim fakültedeki öğretim elemanlarının bu sene toplam 71 makaleleri yayınlandı, demek ki bizim fakültedeki akademisyenlerin hepsi çok başarılı bilim adamı.

  

İndirgeme Safsatası

(Fallacy Of Division)

Tanım: Bütün için doğru olan bir ifadenin bütünün her parçası veya bazı parçaları için de geçerli olacağını varsaymaktan oluşan hata.

Örnek 1:     “Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili, Afyon’un iklimi de yumuşak olmalı. 

Örnek 2:     “Hamsiyi en iyi  Karadenizliler bilir, aşçı Karadenizli değilse, o balık lokantasında   hamsi yemeyeceksin.”

Örnek 3:     “Kayserililer  işlerlerini bilirler,  Turgut da , Kayseriliridir,  parasız kalmış olması mümkün değil."

Örnek 4:     “Kuduz, köpeklerden bulaşır, eve köpek sokmayacaksın.”

Örnek 5:     Erkekler, kadınlardan daha fazla yüksek eğitim yaparlar. O halde Dr. Ayşe, Dr.  Erdal’dan  daha az eğitimlidir.

Örnek 6:     Sofra tuzu insanlar için zararlı değildir. O halde onu oluşturan sodyum ve klor elementleri de insana zarar vermez.

Örnek 7:     Oğlunu  pahalı bir kolejde okuttuğuna göre sen de zengin olmalısın.

Örnek 8:     Almanlar militan bir millettir. O halde, Yeşiller de  militandırlar.                   

Güncel Örnek 1:

             Soru: Organ satışı caiz midir?

             Cevap: ... İnsanın kendisinin satılması caiz olmadığı gibi, onun bir cüz’ünün, organının satılması da caiz değildir. Çünkü bu alışverişte insana ve parçaya hakaret, onun şerefini düşürme vardır.

             (Mehmet Talu, 24.8.2000, Milli Gazete)

              Yazar, bütün için doğru olan bir ifadenin, yani insanın kendisini satmasının yanlış olmasının, bütünü oluşturan parçalar, yani organlar için de geçerli olduğu düşünülerek çıkarım yapıyor.

 

Kısır Döngü Safsatası

(Begging The Question)

[Petitio Principii]

Kısır Döngü Safsatası,  “Konunun Özünü Kaçırma Safsataları”  dediğimiz gruba girer.  Alakasız Sonuç Safsatası, İddiayı Zayıflatma Safsatası,  Alakasız Amaç Safsatası,  Konuyu Saptırma Safsatası da aynı grupta yer alırlar. 

Tanım: Sonucun kendisinin veya bir kısmının önermelerin içinde bulunması durumu. Birinci önermenin ikinci bir önermeye atıfta bulunularak desteklenmesine rağmen ikinci önermenin de zaten birinci önerme ile destekleniyor olması hali. 

Örnek 1:     Tanrı vardır çünkü İncil öyle diyor. İncil’in doğru olduğunu nasıl mı biliyorum? Çünkü onu Tanrı yazdırdı, O asla yalan söylemez.

Örnek 2:     Arkadaşım beni sevdiğini söyledi. Ona inanırım, çünkü onun, sevdiği insanlara karşı yalan söyleyebileceğini zannetmiyorum.

Örnek 3:     Bütün cinayetler yanlıştır. Kürtaj bir cinayettir. O halde kürtaj doğru değildir.

                   (Vargı, ikinci önermenin içindedir. Kürtajın bir cinayet olduğu kabul edilmişse, sonuç da doğrudan kabul edilmiş demektir.)

Örnek 4:     O tembeldir, çünkü çalışmayı hiç sevmez.

Örnek 5:     Yalancı değilim. O nedenle, bütün söylediklerim doğrudur.

Örnek 6:     Sudan hafif maddeler yüzer, çünkü bu tür cisimler suda batmazlar.

Örnek 7:     Eğer bu hareket yasadışı değilse, kanunlar tarafından yasak edilmemelidir.

Örnek 8:     Gazeteci: “Özgeçmişiniz çok etkileyici, fakat yine de başka bir referans gerekir.”

                     Ayşe: “Ali bana referans verir.”

                    Gazeteci: “Güzel, ama Ali’nin güvenilir bir kişi olduğunu nasıl bileceğim?”

                   Ayşe: “Onun için kefil olabilirim.”

Örnek 9:     Hâkim, Mehmet amcadan doğum tarihini sorar:

             - Babam öldüğü günden iki gün sonra doğmuşum hâkim bey...

             - Baban ne zaman ölmüş?

             - Ben dogmadan iki gün önce...

             - Mehmet efendi, ben senden babanın ölüm tarihini, senin doğum tarihini         

                soruyorum...

             - Anlıyorum hâkim bey... Amma 2 günlük çocuk okuryazar olmaz ki? Ne bilsin  

                babasının doğum veya ölüm tarihini...

             - Peki ya senin doğum tarihin?

             -Allah Allah!... Ne bileyim hâkim bey, doğar doğmaz tarih yazacak durumda    

               değilim ya...

Örnek 10:

              Öğretmen derste sormuş:

                -Kuzeyim Karadeniz, Güneyim Akdeniz, Batım Ege... Bilin bakalım ben kaç yaşındayım...
                Arkadan bir öğrenci parmak kaldırmış:

               -44 yaşındasınız öğretmenim...

               -Öğretmen şaşkın:

              -Doğru..Peki nasıl bildin?

              - Benim yarı manyak bir ağabeyim var. 22 yaşında. Onu ikiyle çarptım sizin yaşınızı buldum.öğretmenim..

 Güncel Örnek 1:

                   Cihet-i askeriyenin benden farklı “hissettiğini” de sanmıyorum. Küçük bir ihtimalle, farklı hissediyorsa eğer, onlar da yanlış bakıyor ve yanlış düşünüyorlar demektir.

                   (İlker Sarıer, 2.9.2000, Sabah)

             Yazar, askeriyenin kendisiyle paralel şeyler hissettiğini kendi doğruluğuna delil olarak sunuyor. İkinci cümlesi de birinci cümleyi destekler mahiyette yani yine benim dediğim doğru benimle aynı düşünmüyorsa zaten  yanlıştır diyor.

Güncel Örnek 2:

                   Bana bir Cumhurbaşkanlığı gerekçesinden çok Anayasa Mahkemesi'nin yazdığı gerekçe izlenimi verdi.  Zaten gerekçenin yazılış üslubu ve biçimi de Çankaya gerekçesinden çok mahkeme zaptını hatırlatıyor. Bu gerekçeyi okuyan Anayasa Mahkemesi üyelerinin de aynı izlenimi alacaklarını tahmin ediyorum.

             (Ertuğrul Özkök, 22.8.2000, Hürriyet)

              Yazar, ilk cümlede, gerekçeli kararın üslubunun Anayasa Mahkemesi üslubunu andırdığını söylüyor. İkinci cümlede de, gerekçenin zaten mahkeme tarzında yazıldığını anlatıyor. Yani ikinci cümle birinciye delil olarak sunuluyor. 

 

Alakasız Sonuç Safsatası

(Irrelevant Conclusion),

[İgnoratio Elenchi]

Tanım: İddia edilen şeyle alakası olmayan bir sonuç çıkarılmasından doğan hata .

Örnek 1:     Hükümet enflasyonu düşürmeye niyetli ama Cumhurbaşkanı KHK’yi imzalamayarak hükümeti engelliyor.

Örnek 2:     Öğrenciler çok not istediğine göre, hocanın notu kıt olmalı.

 

Güncel Örnek 1:

                   Metnin hukuki yanı beni ilgilendirmiyor, düşünürlerden, edebiyatçılardan seçilen metinler yorum alanıma giriyor. Sami Selçuk’un alıntıları düşünürlerden, şairlerden. Demek ki başkan roman ve öyküyü pek sevmiyor ya da az okuyor.

                   (Doğan Hızlan, 8.9.2000, Hürriyet)

                   Yazar, Yargıtay Başkanının şairlerden ve düşünürlerden alıntı yapmasını roman ve öyküyü sevmediği ya da az okuduğu şeklinde yorumluyor. Halbuki alıntı yapmamak roman ve öyküyü sevmemek anlamına gelmez.

Güncel Örnek 2:

               Konuşmamızın bu noktasında, evlenme yıldönümü davetinde kendisinin anlattığı, yaşanmış bir olayı hatırladım bu kez.

              Eşi Sevinç İnönü mutfaktan bağırıyor;

             - Erdaal, çabuk yetiş!

             Erdal İnönü rahatça oturduğu koltuğundan cevap veriyor;

             "Ne var, neden bağırıyorsun?"

             - Fare var, koş. İnönü'nün cevabı;

             - Neden geleyim, ben kedi miyim?

             Aynı mentalite diye düşünüyorum. Orada eşinin yardım çağrısını “kedi olmadığı” için reddediyor, burada onursal başkanlığını kabul ettiği partiye (ve ülkeye) katkıda bulunmayı “siyasette olmadığı” için..

             (Ruhat Mengi, 10.10.2000, Sabah)

             Yazar, Erdal İnönü’nün fareyi “kedi” olmadığı için kovalamadığı fikrinden yola çıkarak siyasette olmadığı için partiye katkıda bulunmayı reddettiği çıkarımını yapıyor.

Güncel Örnek 3:

             Kara bulutlar kara dağların arkasından gelerek semayı kaplamaya başladı... Kara bir kışa hazırlanıyoruz.. Karanlığa mahkûm olacağımıza dair alâmetler var. Çünkü Karaoğlan başımızdaki...

                   (Abdurrahim Karakoç, 9.10.2000, Akit)

             Yazar, olacağını varsaydığı olayların   nedeni olarak Karaoğlanı gösteriyor.

 

İddiayı Zayıflatma Safsatası

(Fallacy of the Straw-Man)

Tanım:  Kendi iddiasını güçlendirmek için, karşı tarafın gerçek iddiası yerine iddianın en zayıf ve duygusal yönünü bularak buna hücum etme durumu. Samandan  yapılmış bir korkuluğu  devirmek gerçek bir adamı yere sermekten daha kolay olduğu için bu safsataya  “Korkuluk Safsatası ”  da denilmektedir

Örnek 1:     Askere gitmeliyiz. İnsanlar rahat bulmadıkları için orduya girmek istemezler. Fakat şunu bilmeliyiz ki rahatlıktan daha önemli şeyler de var.

Örnek 2:     Ayşe: Ali ardiyeyi temizlemelisin. Çok dağınık ve kirli.

             Ali: Geçen sene temizlemiştim. Bu kadar sık temizlemeye gerek var mı?

             Ayşe: Bütün ıvır zıvır eşyaları ardiyede tutmak isteyen sensin, asıl gereksiz olan bu.

Örnek 3:     Bazıları, nükleer santralin gereksiz olduğunu savunuyor. Bizleri enerjisiz bırakmaya kimsenin hakkı yok.

Örnek 4:     Bazıları nükleer santralin gerekli olduğunu savunuyor. Çevreyi katletmeye kimsenin hakkı yok.

Örnek 5:     Ateist olmak için, Tanrının olmadığına mutlak bir kesinlikle inanmalısın. Kendini mutlak kesinliğe inandırabilmek için de, Tanrının bulunabilme ihtimalinin olduğu bütün yerleri ve evreni incelemelisin. Bunu yapamayacağına göre haklı veya mazur görülemezsin.

Örnek 6:     Temel ve Dursun kahvenin önünde oturuyorlarmış.

                   Bir turist gelmiş ve Temel'e İngilizce konuşarak yolu sormuş.

             Temel’de ses yok. Turist bu defa Almanca konuşarak sormuş.

             Temel’de yine ses yok. Turist bu defa Fransızca konuşmuş.

             Yine ses yok. İspanyolca, yine ses yok.

             Turist kızmış; bağırıp çağırdıktan sonra çekip gitmiş.

             Bunun üzerine Dursun, Temel’e

             -Bir lisan öğrenmemizin zamanı geldi galiba?” demiş.

             Temel ise Dursun'a dönerek:

             -Boş ver, ne gerek var? Adam 4 lisan biliyor. Bir meramını anlatabildi mi?

Güncel Örnek 1:

                   Yardım, Türkiye’yi Tanıtma Fonu’ndan verilmeliymiş. Allah aşkına abartmayın, elbette Galatasaray’ın futbol takımı başarısı Türkiye için çok güzel, çok değerli bir olaydır ama, Arsenal maçını seyreden kaç bin turist, hemen Türkiye’nin yolunu tutup, “Şu Türk takımının maçını seyredelim, bu takımı yetiştiren memlekette tatil yapalım” diye yola düşmüşlerdir.

                   (Hasan Pulur, 25.5.2000, Milliyet)

                    Galatasaray’ın  başarılarının  Türkiye’nin  tanıtımın bağlamındaki  en zayıf noktası,   Türkiye’ye gelen turist sayısınında birden bire hissedilir artışların olmayacağıdır. Yazar,  argümanını  güçlendirmek için en zayıf noktayı  vurguluyor

Güncel Örnek 2:

             Nitekim, Kırıkkale’de geçen Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerinde 300’e yakın polis düğünlerde görev yapmış, havaya bir tek kurşun bile sıkılmamış. İyi güzel de...  Benim vergilerimle emniyeti sağlasın diye maaş verilen, hırsızı, uğursuzu kovalaması gereken polis, neden düğünlere zaptiye gibi dikilsin..Neymiş, düğünde birkaç maganda sevinçle galeyana gelip havaya ateş  edermiş... Bana ne?.. Ederse etsin... Düğünlere de polis dikmeye başlarsak, vay halimize... O zaman, otoyollarda her kamyonun, her otobüsün ve hatta özel sürücünün yanına bir polis koyalım, kazaları önleyelim.. Bunun mantığı var mı Tanrı aşkına... Kırıkkale emniyetinin bu tebdiri, bence, insanlar sokaklara mıçmasın diye her köşeye bir polis dikmeye benziyor..Bırakın, mıçacaklarsa mıçsınlar...

                   (İlker Sarıer, 5.9.2000, Sabah)

             Yazar, polisin düğünlerde bulunarak silah atılmasını engelleme işinde kullanılması fikrine   karşı çıkan argümanını, konuyu en  zayıf noktasından, “sokaklara mıçanların başına da polis konması gerekeceği”  noktasından ele alarak hücum ediyor. 

Güncel Örnek 3: 

             İrticacılar, bölücüler, çeteler...

             Ancak hedef kitle bunlarla sınırlı değil. KHK'nin 4. paragrafını aynen aktaralım: ''Yıkıcı veya bölücü veya cumhuriyetin niteliklerinden herhangi birisini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik veya bunlara aykırı eylem ve diğer faaliyetlerde bulunan veya bu suretle kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozan veya boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma, grev, toplu olarak göreve gelmemek gibi eylemlere katılan, bunları tahrik ve teşvik eden veya yardımda bulunanlar... istihdam edilemezler.''   Bu maddeye göre, sabah çok hapşıran bir kişi işyerinin huzurunu bozduğu ve mikrop saçtığı için işten atılabilir!

             (Mustafa Balbay, 24-8-2000, Cumhuriyet)

             Yazar, KHK’nın kabul edilemez olduğunu göstermek için iddiaya karşı argüman geliştirmek yerine KHK.’nın  “kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozan“ kısmına abartılı bir örnek veriyor. 

 

Alakasız Amaç Safsatası

(Fallacy of  Irrelevant Purpose)

Tanım: Bir şeye karşı, öyle bir amacı olmadığı halde, amaca ulaşılmadığına dayanarak çıkarım yapmak.

Örnek 1:     İlahiyatçılara güvenmiyorum. Binlerce yıldır Allah’ın varlığını ispatlayamadılar.

Örnek 2:    Basından hayır çıkmaz, kendi aralarındaki  hırsızları  bile  temizleyemediler.

Güncel Örnek 1:

             Millî diktatör İnönü, 27 Mayıs İhtilâlinden sonra Başbakan yapılınca, köy ve kasaba isimlerini değiştirmeyi mârifet sanmıştı. Yüzlerce senelik köyümüzün “Belvar” olan ismini “Kayadüzü” yaptırmıştı. Böyle bir değişikliğin bizim köye ne faydası oldu yâni? Hangi problemimiz bununla hallôldu?

              (Mustafa Kaplan, 29.8.2000, Akit)

              Yazar İsmet İnönü’nün kasaba isimlerinin kasabanın  problemlerinin hallolması amacıyla değiştirdiği varsayımından yola çıkarak, isim değiştirmeyle  problemlerin hallolmadığını söylüyor.  

 

Konuyu Saptırma Safsatası

(Fallacy of Red Herring)

Tanım:  Savunulan şey hakkındaki bir eleştiriyi konuyu başka bir yere çekerek göz ardı etmekten oluşan hata.

Örnek 1:   “Ölüm cezalarının suç işlemeye karşı caydırıcılığı yetersizdir” diyorsunuz. Peki, suçlular hakkında ne düşünüyorsunuz? Oğlu öldürülen bir anne ne hissedecektir? Oğlunu öldüren katilin hapishanede beslenmesi ve barınması için vergi vermesi doğru mudur?

Örnek 2:   Evin taksitlerini zamanında ödemelisin, aksi takdirde buradaki komşularımızı görmeye devam edemeyeceğiz, zaten karşı komşu beni hiç sevmedi.

Güncel Örnek 1:

             İçinde Atatürk ismi geçmeyen namaz, namazdan sayılır mı, sayılmaz mı? Haydi bakalım çıkın işin içinden çıkabilirseniz? 30 Ağustos Ordu Günü, Cottarelli hazretleri Ankara’ya geliyor, elinde 300 milyon dolarlık bir yardım ve destek çeki ile birlikte!

                   (Atilla Özdür, 1.9.2000, Akit)

             Yazar, İçinde Atatürk ismi geçmeyen namazın namazdan sayılıp sayılmayacağını soruyor, akabinde de 30 Ağustos’ta Ordu Gününde Cotarelli’nin 300 milyon dolarlık çekle gelmesini anlatıyor.  Birbirinden bağımsız İki konu arasında alaka kurmaya çalışıyor

Güncel Örnek 2:

                   Konu dinle ilişkili olduğu için FP lideri Recai Kutan’a da sormuşlar: “Dinen kadın dövme doğru mudur değil midir diye tartışılıyor, siz ne dersiniz?” Kutan’ın yanıtı tarihe geçecek bir şey: “Ben konunun uzmanı değilim,” demiş! Kadınlara dayak atmanın bir uzmanlık işi olduğunu ilk kez işitiyorum.

                   (Türker ALKAN, 6.8.2000, Radikal)

                   Yazar, Recai Kutan’ın kadın dövme hakkındaki soruya verdiği   ben konunun uzmanı değilim,  cevabını saptırarak kadın dövmenin  uzmanlığı şeklinde  çıkarım yapıyor.

 

Adam Karalama Safsatası

(Argument Against the Man)

[Argumentum Ad Hominem]

Adam Karalama Safsatası, “Saldırı Safsataları”ndandır. Bu başlık altındaki  safsatalarda öneri yerine, öneriyi yapan kişi tartışma konusu edilerek, iddialara karşı çıkmak suretiyle yapılır.   Saldırı Safsataları,  Adam Karalama Safsatası, Niteliksel Adam Karalama Safsatası,  Sen de Safsatası, Dolduruşa Getirme (Önyargı Oluşturma) Safsatası olmak üzere dört tanedir.

 Tanım:  Bir kişinin önerileri yerine, önerinin reddedilmesini sağlamak için, kişiye sövgü mahiyetinde yapılan saldırı.

Örnek 1:     Tanrının olmadığını mı tartışıyorsun? Sen bir delisin.

Örnek 2:     Barış:Hükümetin enflasyonu düşürmede başarılı olduğunu düşünüyorum.

             Taner: Ne o, hükümetten kemik mi bekliyorsun?

Örnek 3:     Senin müdür hakkında söylediklerini duydum. Nankör adam, sen müdürün o kadar ekmeğini yedin!

Güncel Örnek 1:

                   Köksal Toptan, Mehmet Niyazoğlu’ndan 10 milyar doları alırken bu paranın kaynağının ne olduğunu hiç merak etmez mi? Bu paranın vergisi ödenerek kazanılmış bir gelir olup olmadığını hiç aklına getirmez mi? Etmez. Ve getirmez... Çünkü hortlak... Hortlaklar hortlarlar... Asla merak etmezler.. 10 milyarı ceplerine koyarlar.

                   (Necati Doğru, 15.8.2000, Sabah)

                   Yazar, Köksal Toptan’a, Mehmet Niyazoğlu’dan aldığı paranın kaynağını merak etmeden kullanması iddiasını   hakaretle   perçinlemeye  çalışıyor..

Güncel Örnek 2:

                   Mrs. Merwe o gün Genel Kurul salonuna Nazlı ablasının kolunda, refakatte giriyor. O ablası ki, geçmiş yaşamını herkes çok iyi biliyor. Yalısında düzenlenen partiler, verilen içkili davetler, şarap ve rakının su gibi aktığı görkemli sofralar, sauna partileri..  Ve kocasını mektupla Demirel’e şikáyet etmekten utanmamış, en sonunda kapağı Fazilet Partisi’ne atıp milletvekili olmayı başarmış bir vatandaşımız!

                   (Emin Çölaşan, 30.8.2000, Hürriyet)

                   Yazar, Fazilet Partisi milletvekili olan Nazlı Ilıcak’ın geçmişiyle, şu anda bu partide olmasını bağdaştıramıyor. Bunun gerekçelerini de muhatabını aşağılayarak anlatıyor.

Güncel Örnek 3:

                   Biz; yerine göre “efendi” de oluruz, “nazik” de!.. Hak edene “kabalık” yapmaktan da çekinmeyiz. Ama; “Lüüp-men”lerin cirit attığı, gariban halkın kanını emdiği, iliklerini sömürdüğü ve yetim hakkı yiyip domuzlar gibi semirdiği bir ülkede, gerekirse “kabadayı” da oluruz! “Soyguncu”ların, “vurguncu”ların, “dinsiz” ve “donsuz”ların, “lezbiyen” ve “homo”ların egemen olmaya çalıştığı ve de “kendilerinden olmayan”ları “ayak takımı” gibi gören aşağılık “soysuz”ların borusunun öttüğü bir ülkede, gerekirse “ayak takımı” olur, bozarız hepsinin “fiyaka”larını! Uymayız onların “toplu seks” partilerine!..Bu yüzden “uyumsuz” görünmekten de asla rahatsızlık duymayız!

                   (Hasan Karakaya, 2.9.2000, Akit)

                   Yazar, “adaletsizliğin olmadığı yerde kibarlığın gereği yoktur” çıkarımını güçlendirmek amacıyla,  adaletsizlik yaptığını düşündüğü kişilere  hakaret  ediyor...

Güncel Örnek 4:

                   Fakat “anlama özürlü” bir öğretmen, adı hiç önemli değil, kendisinin ne kadar faşist ve merhametten uzak bir zihniyete sahip olduğunun farkında bile olmadan, savunduğum teze değil de “şahsıma” yüklenen bir e-mail göndermiş.

                   (İlker Sarıer, 20.9.2000, Sabah)

                   Yazar, kendisini eleştiren kişinin fikrine değil, kendisine saldırdığını söylediği şahsın fikirlerine değil kendisine saldırarak  aynı   safsataya  düşüyor.. .

Güncel Örnek 5:

             Evet! Limited akıllarınca pek ince hesaplarla dokudukları yazılar, gönül ve mide bağıyla bağlı oldukları hazretlere alenen hizmet etmektedir. Ama bunların asıl işlevi, yıllardır enseye tokat oldukları Çok Mühim Zevat'a bir telefonla iş hallettirebilmeleri. İşte milyon doları, savcılara dosyaların varlığını unutturabildikleri için, polislere köstebeklik vs. hizmetleri verdirebildikleri için, icabında pek gerekli bir KHK'yı çırpıştırtırabildikleri için böyle ciddi bir anahtar görevini gördükleri için hak ediyorlar. Bir de bunlar her beş on yılda bir, bir mühim gazeteden diğerine transfer olurlar. O zaman ortalık yıkılır. Sanki bir halt oldu! Bu transferlerin de güç simsarlığı liginde mühim karşılıkları var tabii. Yoksa cidden, bunlar gazete değiştirse ne yazar; o can sıkıcı formüllerle işleyen köşelerini yazsa ne yazar, yazmasa ne yazar.

                   (Perihan Mağden, 14.10.2000, Radikal)

                   Yazar burada, bazı gazetelere transfer edilen köşe yazarlarını tavırlarını hakaret ederek eleştiriyor.

Güncel Örnek 6:

             Şahsen ben, demokrasiyi bir türlü sevemiyordum. “İnancımın demokrasiye ihtiyaç duyacağına” inanmıyordum. Demokrasi yokken, biz, üç kıt’aya 7 denize hâkimdik. Şimdi emperyalistlerin kölesi durumuna düşmüştük. Hindistan’a gitsem, ineğin önünde önümü düğmelerdim. Gerçi bu bana zor da gelmezdi. Zira nice öküzlerin karşısında önümüzü iliklemeye zâten alışmıştık

             (Hüseyin Üzmez, 9.10.2000, Akit)

                   Yazar, birilerinin karşısında saygı göstermek zorunda kalışını  mecburen saygı gösterdiklerini aşağılayarak anlatıyor.

Güncel Örnek 7:

              Dolayısıyla, bizim serserilerin Katmandu özlemi bile, çok gereksiz bir Amerikan özentisi olabilmişti ancak... 'Ulan, elin Amerikalısı'nın sorunu o, bizi bağlamaz, biz istediğimiz zaman gider herhangi bir torbacıdan alıveririz plakayı da diyemiyorlardı salaklar... Sonra ne mi oldu? Kimi genç yaşında sebil oldu, ziyan oldu gitti, kimi topluma dönüp çoluk çocuğa karıştı... Burada da, Amerika'da da... Şimdi çıkıp da Katmandu edebiyatı yapmalarına biz ağzımızla gülmeyiz. Hele günümüzde buna hiç gerek yok, çünkü gençlik artık bol ve kolay uyuşturucu da bulabiliyor, şehirli ve paralı kesimi tavşanlar gibi hababam da çiftleşebiliyor... Yani bir nevi küçük Amerika olduk bile... Haa, sanayi toplumunun getirdiği özel sorunlardan bunalmak istiyorsanız, önce o sanayiyi kurun da sıkıntısını ondan sonra yaşarsınız!  Katmandu ha?.. Hadi yürüyün be emekliliği gelmiş kart zibidiler
(Engin Ardıç 11-10-2000 Star )

             Yazar, muhataplarını  eleştirirken, eleştirilerini hakaretleriyle destekleme gayreti gösteriyor.